
Türkiye'nin Yeşil Enerji Hamlesinde Kritik Viraj: Yatırımcı Güveni ve Hukuki Belirsizlikler İnşaat ve Çevre Sektörünü Bekliyor!
Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek yeşil enerji dönüşümü, küresel arenada yankı uyandıran zirvelerle desteklenirken, sektörün temelini sarsabilecek hukuki dinamikler de gündemdeki yerini koruyor. 26 Haziran 2026, 00:38'de yayınlanan ve 26 Haziran 2026, 00:39'da güncellenen son gelişmelere göre, Ankara'da 19 Haziran 2026 tarihinde düzenlenen 7. Türk-Alman Enerji Forumu'nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini Türkiye ile Almanya’nın "son derece büyük bir potansiyele sahip iş birliği alanları" olarak nitelendirerek, "ortak yatırımlarla iki ülkenin enerji bağlarının güçleneceğini" müjdelemişti. Hemen ardından, 24 Haziran 2026 tarihinde Londra’daki Türkiye Enerji Dönüşümü Yatırım Forumu’nda ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, yatırım kararlarının giderek daha fazla yeşil dönüşüm tarafından belirlendiğini ve sürecin "güçlü veriler ile öngörülebilir bir çerçeveyle desteklenmesi gerektiğini" vurgulamıştı. Bu iddialı çağrılar, inşaat mühendislerini, çevre mühendislerini ve mimarları milyarlarca liralık projelere yönlendirirken, yargıdan gelen emsal kararlar, yatırımcıların "haklı beklenti" prensibini ve projelerin uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM), 5346 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenen fiyatların on yıl süreyle uygulanmasını öngörerek, bu yüksek maliyetli ve uzun vadeli yatırımların finansmanına temel teşkil ediyordu. Ancak, Danıştay 13. Dairesi'nin 28 Aralık 2022 tarihli, E. 2022/858, K. 2022/5106 sayılı kararı, sektörde şok etkisi yaratabilecek önemli bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Söz konusu davada, 31 Aralık 2017’den önce geçici kabulü yapılan lisanssız üreticilere YEKDEM’den yararlandıkları on yıl boyunca uygulanacağı taahhüt edilen dağıtım bedelindeki %75 indirimin, uygulamanın beşinci yılının sonunda, yani 1 Ocak 2022’de, herhangi bir geçiş hükmü öngörülmeden kaldırılması masaya yatırıldı.

Mahkeme çoğunluğu, davayı reddederek, geleceğe dönük tarife değişikliğinin kazanılmış hak ihlali sayılamayacağını ve döviz kurundaki artış nedeniyle oluşacak maliyetin nihaî tüketicilere yansıyacak olmasının baskın bir kamu yararı teşkil ettiğini gerekçe gösterdi. Bu karar, nihai tüketicinin korunmasını yatırımcı güveninin önüne koyan bir yaklaşım sergiledi. Ancak, karara eklenen karşı oylar, sektör profesyonelleri için kritik bir uyarı niteliğinde. Karşı oylar, on yıl boyunca uygulanacağı açıkça taahhüt edilen teşvikin beşinci yılın sonunda, herhangi bir geçiş hükmü öngörülmeden tümüyle kaldırılmasının, yatırım kararını bu taahhüde güvenerek alan üreticilerin haklı beklentisini, hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerini ihlal ettiğini savundu. Bu görüş, devletin kendi koyduğu kurala dayalı, somut ve meşru bir güvenin sarsılmasının, yalnızca bireysel yatırımcıyı değil, uzun vadede enerji dönüşümünün başarısını da tehlikeye atabileceğine işaret ediyor.
Bu hukuki gerilim, yeni nesil enerji santralleri tasarlayan mimarlar, çevresel etki değerlendirmelerini yürüten çevre mühendisleri ve bu devasa yapıları inşa eden inşaat mühendisleri için somut riskler barındırıyor. Zira, yatırım kararlarının öngörülebilirlik üzerine kurulduğu, geri dönüş sürelerinin yıllara yayıldığı projelerde, teşvik mekanizmalarındaki ani ve geçişsiz değişiklikler, proje fizibilitesini ve dolayısıyla istihdamı doğrudan etkileyebilir. Bakanların büyük potansiyel vurgusu ve yatırım davetleri, ancak bu tür hukuki belirsizliklerin giderildiği, yatırımcı güveninin sarsılmaz temeller üzerine oturtulduğu bir çerçevede anlam kazanacaktır. Türkiye'nin yeşil geleceği, sadece teknik ve çevresel inovasyonlarla değil, aynı zamanda sağlam ve öngörülebilir bir hukuki altyapıyla inşa edilecektir.
#Enerji #YeşilDönüşüm #YönetimStratejisi
Kaynak: Habere Git