
Kentsel Yenilemede Yeni Vizyon: Bina Odaklı Modelden Mahalle Ölçeğinde Bütüncül Planlamaya Geçiş
5 Temmuz 2026 tarihinde, editörlüğünü Ceren Yörük'ün üstlendiği önemli bir sektör raporu, kentsel dönüşüm projelerinde yapısal bir paradigma değişiminin zorunluluğunu ortaya koydu. Mimar ve Büyük Ölçekli Kentsel Dönüşüm Projeleri Uzmanı Işıl Yıldız, Türkiye’deki kentsel dönüşüm uygulamalarının yalnızca yapı güvenliği ekseninde ele alınmasının 21. yüzyıl şehircilik ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını belirtti. Saat 09:19 itibarıyla yayımlanan açıklamalarda Yıldız, şehirlerin sadece afetlere dayanıklı değil, aynı zamanda çevresel açıdan sürdürülebilir ve sosyal yaşamı güçlendiren bütüncül bir anlayışla yeniden tasarlanması gerektiğini vurguladı.
Sektörün deneyimli ismi Işıl Yıldız, mevcut uygulamaların en büyük handikabının "parsel/bina ölçeğinde" kalması olduğunu ifade etti. Yapı stokunun yenilenmesine rağmen trafik yoğunluğu, otopark yetersizliği ve yeşil alan eksikliği gibi kronikleşen kentsel sorunların çözülemediğine dikkat çeken Yıldız, bu durumun kentin işleyişini değiştirmediğini savundu. Yıldız’a göre başarı kriteri, kaç binanın yenilendiğiyle değil; kaç mahallenin daha güvenli, yaşanabilir ve özgün kimliğini koruyan bir yapıya kavuştuğuyla ölçülmelidir.

Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen "Yeni Kentsel Gündem" (New Urban Agenda) yaklaşımıyla uyumlu bir model öneren Yıldız, dönüşümün; ulaşım ağları, enerji performansı, karbon ve kaynak verimliliği ile veri odaklı kent yönetimini kapsayan entegre bir sistemle yürütülmesini teklif etti. Bu bağlamda, Japonya’da eski bir sanayi bölgesinin yeşil odaklı bir karma yaşam alanına dönüştürüldüğü "Grand Green Osaka" projesi, Türkiye'deki uygulamalar için kritik bir uluslararası örnek olarak işaret edildi.
Özellikle İstanbul’un yoğun yapılaşma baskısı altındaki ilçeleri olan Beşiktaş ve Kadıköy, mahalle ölçeğinde dönüşüm potansiyeli en yüksek bölgeler olarak tanımlandı. Işıl Yıldız, bu stratejik bölgelerde deprem güvenliğiyle eş zamanlı olarak kamusal yaşamın, açık alanların ve afet toplanma bölgelerinin yeniden planlanması gerektiğini belirtti. Dönüşüm sürecinin sadece yapı üretmekten ibaret olmadığını hatırlatan uzman, belirli bölgelerde yapı yoğunluğunun kontrollü şekilde azaltılarak yeni meydanlar ve parklar oluşturulmasının, kentin ekonomik değerini ve yaşam kalitesini artıracağını ifade etti. Enerji verimliliği ve sismik dayanıklılığın, tarihi kent dokusunun korunmasıyla harmanlandığı bu yeni model, inşaat ve çevre mühendisliği ile mimarlık disiplinlerinin eş güdümlü çalışmasını gerektiren bir stratejik hedef olarak sektörün gündemine oturdu.
#KentselDönüşüm #SürdürülebilirYapı #Mimarlık
Kaynak: Habere Git