
Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Arazi ve Doğa Yönetimi
Birleşmiş Milletler tarafından Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da düzenlenen çölleşmeyle mücadele konferansında, yenilenebilir enerji yatırımları hızla büyürken toprak, su, biyoçeşitlilik ve yerel toplulukların nasıl korunacağı konusu masaya yatırıldı. Turkish Journal'dan Pia Bozyel'in aktardığı bilgilere göre, konferans kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerde uzmanlar, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi temiz kaynakların yaygınlaşmasının arazi kullanımında büyük bir dönüşüm başlatacağını, fakat bu sürecin doğaya ve insanlara yeni çevresel sorunlar getirmeden planlanması gerektiğini vurguladı.
Dünya genelinde fosil yakıtlardan uzaklaşılmasıyla birlikte temiz enerji yatırımlarının ölçeği her geçen gün artıyor. Halihazırda yenilenebilir enerji projeleri için tahsis edilen yaklaşık 500 bin hektarlık arazinin, 2032 yılına kadar 3 milyon hektara ulaşması beklenmektedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Biyoçeşitlilik ve Arazi Birimi Başkanı Julian Blanc, bu sürecin tarihin en büyük arazi kullanım dönüşümlerinden biri olabileceğine dikkat çekti. UNEP yetkilisi Julian Blanc, yenilenebilir enerjideki büyümenin ekosistemleri ve insanları koruyarak yapılması gerektiğini vurgulayarak; asıl sorunun artık yenilenebilir enerjinin büyüyüp büyümeyeceği değil, bu büyümenin “manzaraları, ekosistemleri ve insanları eskisinden daha iyi durumda bırakacak şekilde” gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği olduğunu ifade etti.
Yenilenebilir enerji projelerinde mühendislik ve planlama süreçlerinin en kritik aşamasını doğru arazi seçimi oluşturuyor. UNCCD G20 Küresel Arazi Girişimi Direktörü Muralee Thummarukudy, güneş enerjisi yatırımlarının doğru seçilmiş arazilerde ekolojik restorasyona katkıda bulunabileceğini, ancak bunun her bölge için geçerli olmadığını belirtti. Thummarukudy, projeler öncesinde sadece enerji üretim kapasitesinin değil; arazinin su kaynakları, bitki örtüsü, yaban hayatı koridorları, yerel halkın geçim kaynakları ile kuraklık veya sel risklerinin de bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlattı. Moğolistan’ın geniş otlakları gibi ilk bakışta boş görünen alanların aslında hayvancılık yapan yerel topluluklar ve doğal ekosistemler için yaşamsal önem taşıdığı belirtildi.
Temiz enerji projelerinin tamamen etkisiz olmadığına değinen uzmanlar, büyük ölçekli güneş enerjisi tesislerinin kurulması için bitki örtüsünün temizlenmesi gerekebileceğini, bunun da yaban hayatını ve su rejimlerini etkileyerek sel riskini artırabileceğini ifade etti. Malavi’deki Shire Nehri Havzası’nda planlanan hidroelektrik santrallerinin tekil projeler yerine toplu olarak değerlendirilmesi gerektiği; aksi takdirde balıkçılık, biyoçeşitlilik ve nehir kıyısındaki yerleşimler üzerinde birikimli bir baskı oluşacağı aktarıldı. Julian Blanc, bu durumu “Hiçbir şey etkiden bağımsız değil” sözleriyle açıklayarak, çevresel etki değerlendirmelerinin proje yeri seçildikten sonra değil, planlama sürecinin en başında geniş kapsamlı arazi analiziyle başlatılması gerektiğini önerdi.
Sürdürülebilir arazi kullanımı çerçevesinde, tarım ve enerji sektörlerinin bir arada var olabileceği başarılı uygulamalar da mevcut. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) program görevlisi Gayathri Nair, Hindistan'da uygulanan güneş enerjili sulama projelerini örnek gösterdi. Hindistan'da güneş paneli kuran çiftçiler, dijital sistemler aracılığıyla arazilerinin en uygun noktalarını belirleyip kurdukları sistemler sayesinde güneş enerjisiyle sulama pompalarını çalıştırırken, ürettikleri fazla elektriği şebekeye satarak ek gelir elde etmektedir. Aynı arazi üzerinde hem gıda hem de enerji üretimi bu sayede mümkün kılınıyor.
Benzer şekilde Çin'de yenilenebilir enerji altyapısı çölleşmeyle mücadele amacıyla kullanılıyor. Taklamakan Çölü’nde güneş enerjili pompalar vasıtasıyla su taşınarak bitki örtüsü desteklenirken; Tengger Çölleri’nde paneller rüzgârı ve su buharlaşmasını azaltıyor, panellerden süzülen sular ise kumların sabitlenmesine, hayvancılık için yem yetiştirilmesine ve bal üretimine katkı sağlayan bitkilere yönlendiriliyor. Güney Afrika'da ise madencilik faaliyetleri nedeniyle bozulan eski sahalar, temiz enerji projeleriyle yeniden ekonomiye kazandırılıyor.
Uzmanlar, her bölgenin kendine has su dengesi, iklimi ve sosyal yapısı bulunduğundan bu modellerin doğrudan kopyalanamayacağını, dolayısıyla yatırımlarda sadece üretim miktarına değil, "nerede ve nasıl" yapılacağına odaklanılması gerektiğini savunuyor. UNEP’in bu doğrultuda, projeleri su, biyoçeşitlilik ve yerel topluluklarla uyumlu hale getiren küresel en iyi uygulamaları derlemek üzere yeni bir çalışma başlatması bekleniyor.
#YeşilDönüşüm #YenilenebilirEnerji #ÇölleşmeyleMücadele #Sürdürülebilirlik #Biyoçeşitlilik
Kaynak: Habere Git