
Kent İçinde Kalan Sanayi Tesisleri ve Endüstriyel Güvenlik Riskleri
Sanayileşme döneminde şehir merkezlerinin dışında kurulan fabrikalar, akaryakıt depolama tesisleri, kimya fabrikaları ve tehlikeli madde depoları; hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz kentleşmeyle birlikte zaman içerisinde yerleşim alanlarının ortasında kaldı. Şehirlerin hızla büyümesiyle bir zamanlar kent çeperlerinde kurulan kimya, üretim ve depolama tesisleri bugün konutlar, okullar, hastaneler ve yoğun yaşam alanlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu yakınlaşma; yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi endüstriyel kazaların etkisinin tesis sınırlarını aşarak geniş yerleşim alanlarına yayılma riskini artırıyor.
Kimyasal bir sızıntı, patlama veya büyük çaplı yangın yalnızca meydana geldiği işletmeyi değil, komşu tesisleri ve yakın çevrede yaşayan binlerce kişiyi de etkileyebiliyor. Özellikle birbirine yakın yüksek riskli tesislerde bir kazanın diğerini tetiklemesiyle ortaya çıkan “domino etkisi”, kent güvenliği açısından en ciddi risklerden biri olarak öne çıkıyor. Bu tehlikenin dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biri 1976 yılında İtalya’nın Seveso bölgesinde yaşandı. Bir kimya tesisindeki kaza sonucunda geniş bir alanın toksik maddelerden etkilenmesi, Avrupa’nın endüstriyel güvenlik yaklaşımında köklü değişikliklere yol açtı.
Bugün yürürlükte bulunan Seveso III Direktifi (2012/18/EU); tehlikeli maddelerin miktar ve özelliklerine göre tesislerin sınıflandırılmasını, büyük endüstriyel kazaların önlenmesini, olası kazaların etkilerinin azaltılmasını ve arazi kullanım planlamasında güvenlik kriterlerinin dikkate alınmasını öngörüyor. Olası büyük endüstriyel kazalara karşı en önemli güvenlik kalkanını ise Avrupa Birliği’nin Seveso III Direktifi ile Türkiye’de uygulanan BEKRA mevzuatı oluşturuyor. Türkiye’de Seveso yaklaşımı kapsamında uygulanan Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik (BEKRA), tehlikeli maddelerin belirli eşik değerlerin üzerinde bulunduğu sanayi tesislerine kapsamlı güvenlik yükümlülükleri getiriyor.
Tesisler, bulundukları tehlikeli maddelerin türü ve miktarına göre “Alt Seviyeli” veya “Üst Seviyeli” kuruluş olarak sınıflandırılıyor. Özellikle üst seviyeli kuruluşlarda risklerin belirlenmesi, sistematik güvenlik yönetiminin oluşturulması, acil durum hazırlıklarının yapılması ve mevzuat kapsamında gerekli güvenlik dokümantasyonunun tamamlanması kritik önem taşıyor. Yasal süresi içerisinde gerekli güvenlik raporunu hazırlamayan veya yapılan denetimlerde gerekli güvenlik şartlarını karşılamadığı belirlenen tesisler açısından mevzuat, faaliyetin durdurulmasına kadar uzanan yaptırımlar öngörüyor.
Türkiye’nin ilk ve tek endüstriyel itfaiye şirketi Falckon’un Genel Müdürü Anıl Yamaner, özellikle tehlikeli kimyasallarla çalışan, yüksek miktarda yanıcı, parlayıcı veya patlayıcı madde bulunduran işletmelerin Seveso III ve BEKRA yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirterek, mevzuata uyumun tesis bazında proaktif yangın güvenliği uygulamalarıyla desteklenmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Sanayi tesislerinin konut ve yaşam alanlarıyla giderek yakınlaşması ise konuyu yalnızca işletme güvenliği olmaktan çıkararak doğrudan kent güvenliğinin bir parçası haline getiriyor. Uzmanlar, yüksek riskli sanayi alanlarının uzun vadeli şehir planlaması kapsamında değerlendirilmesi, yeni imar kararlarında endüstriyel risklerin dikkate alınması ve tesislerle yaşam alanları arasındaki güvenlik mesafelerinin titizlikle korunması gerektiğine dikkat çekiyor.
#İnşaat #Altyapı #YeşilDönüşüm #Soma
Kaynak: Habere Git