
Mimarlık Tarihinde Daire Formunun Sembolik Evrimi
Mimarlık tarihi boyunca daire formu; antik tapınakların kozmik geometrisinden klasik yapıların okülasına, Gotik katedrallerin gül pencerelerinden gemilerin lombarlarına kadar pek çok anlamla ilişkilendirilmiştir. 20. yüzyılda havacılık, uzay keşifleri ve teknolojik yeniliklerle dairesel formlar makineler, uzay araçları ve yeni yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmeye başlamıştır.
Roma Panteonu'nun ilk yapısı Marcus Agrippa tarafından MÖ 27–25 arasında yaptırıldı. Roma Devlet Müzeleri Müdürlüğü'nün tarihçe kaydına göre yapı MS 80 ve 110'daki yangınlarda hasar gördü; bugünkü yapı İmparator Hadrian döneminde, MS 118–125 arasında yeniden inşa edildi.
Panteon'un kubbesi yaklaşık 9 metre çapındaki dairesel bir açıklıkla, okülusla sonlanır. Gotik mimarideki gül pencere ise Roma okülusundan farklı bir biçim ve işleve sahiptir. Saint-Denis Manastır Kilisesi'nin batı cephesi ve vitrayları üzerine Metropolitan Museum of Art'ın yayımladığı çalışma, Abbot Suger dönemindeki yapı evrelerini ele alır.
- yüzyılda İngiltere Kralı VIII. Henry savaş gemilerine yeni topların yerleştirilmesini emretmiş, bu toplar baş veya kıç tarafa sığamayacak kadar büyük olduğu için gemilerin yanlarında açıklıklar oluşturulmuştur. Fransızca kapı veya açıklık anlamına gelen porte kelimesiyle anılan bu açıklıklar zamanla lombar (portholes) olarak adlandırılmıştır. Mimarlıkta ise bu terim daha geniş anlamıyla dairesel pencereleri ifade eder.
Gemi bordalarındaki dairesel lombarlar, mimarlıkta daire formunun gündelik kullanımla kesiştiği örneklerden biridir. Art Deco döneminde öne çıkan dairesel pencereler, Le Corbusier'nin 1923 tarihli "Toward an Architecture" kitabıyla mimarların gemi tasarımlarından esinlenmesiyle ilişkilendirilmiştir. Georges-Henri Pingusson 1920'li yıllarda bu pencereleri kullanırken, Jean Prouvé bunları prefabrik "Tropical House" tasarımına entegre etmiştir.
Çocukluğundan beri model gemiler inşa eden Clorindo Testa'nın bu tutkusu Buenos Aires Deniz Hastanesi'ne yansımıştır. 1970 civarında Héctor Lacarra ve Juan Genoud ile işbirliği içinde tasarlanan yapı, bir savaş gemisini andıran biçimsel görünümüyle dikkat çekmektedir. Mariano Moreno National Library ise dairesel, kare ve dikdörtgen pencereleri bir araya getirmektedir.
1914 yılında İtalyan mimar ve şehir plancısı Antonio Sant'Elia, Fütürist Mimarlık Manifestosu'nu kaleme alarak betonarme, demir ve cam gibi malzemelerin önemini vurgulamıştır. 1950'lerden 1970'lere kadar Space Age estetiğiyle daire formu uzay araçları ve kapsüllerle ilişkilendirilmiştir. Buckminster Fuller 1920 civarında kendi kendine yeten, sürdürülebilir tek ailelik evi Dymaxion House'u tasarlamıştır.
Hollanda'nın Den Bosch şehrindeki Bolwoningen topluluğu, Dries Kreijkamp tarafından yürütülen bir mimari deneyle 1984 yılında inşa edilmiştir. Küresel konutlardan oluşan bu grup, yeni yaşam biçimlerini tetiklemiştir. Kreijkamp bu konsepti "Bir küre üzerinde yaşıyoruz, bir küreden doğuyoruz… neden bir kürede yaşamayalım?" sözleriyle açıklamıştır. Archigram gibi kolektifler de teknolojiyi insan hayatıyla buluşturmaya çalışmıştır.
Günümüzde Bernard Tschumi Architects imzası taşıyan Binhai Science Museum gibi çağdaş yapılar, dairesel pencereler ve silindirik hacimler kullanmaya devam etmektedir; ancak bu formların sembolizmi teknolojik iyimserlikten ekolojik sistemlere ve sirküler ekonomilere evrilmiştir.
#İnşaat #Altyapı #YeşilDönüşüm
Kaynak: Habere Git
- Kaynak: Habere Git
- Kaynak: Habere Git
Düzeltme: Dairesel açıklıkların her durumda kare açıklıklardan daha yapısal güvenli olduğu yönündeki genelleme kaldırıldı; Panteon'un tarihçesi müze kaynağıyla netleştirildi.